Alıntılar Tırtılı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılar Tırtılı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2011 Salı

Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz, yazı hariç..

Dün gece "Kara Kitap"ı kimbilir kaçıncı kez karıştırırken düşündüm benim için önemli olan, bayıldığım kitapları.. Sonra paylaşayım istedim..

"Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz, yazı hariç"..
"Kara Kitap" (hiçbirine haksızlık etmek istemem) belki de en güzel kitabı Orhan Pamuk'un.. Uzun süre sokaklarda gözlerim Galip'i aradı.. Sonra kendimi aradı.. Galip bulabilmiş miydi? Ben bulur muydum?


 Kara Kitap, Orhan Pamuk, İletişim Yayınları, 448 sf, 26,50 tl


Bazı geceler alır, sayfalarını karıştırırım.. Her seferinde ağlamak isterim.. "Kara Kitap" denince aklıma Boğaz'ın suları gelir, puslu soğuk kış günleri gelir aklıma.. Rüya'yı düşünürüm.. Onu çözemem hiç, anlayamam.. İçim kararır derken mutlu olurum.. 

"Galip'in Rüya'yı aradığı gibi arıyoruz gerçeği.."

Bir diğeri "Büyücü" ya da orijinal adıyla "The Magus".. Yazarı John Fowles.. Kitap hakkında konuşmak zor.. Sabaha karşı bir saatte bitirmiş garip duygularla uyumuştum.. Uyandığımda yeni bir kitaba başlayamadığımı gördüm.. Okunacak bir şey yoktu üstüne.. Bir süre artık okuyamayacağım sandım..  Zamanla etkisinden az da olsa kurtuldum.. 


 Büyücü, John Fowles, Ayrıntı Yayınları, 681 sf, 40 tl

"Özgürlük bir seçim yapıp o yolda devam etmekti; insanın içgüdü ve iradesinin, kendini tek başına yeni bir duruma fırlatıp atmasına izin vermesiydi. Şansımı denemem gerekiyordu. İçinde bulunduğum bu bekleme odasından kurtulmalıydım." 

"Bazı deneyimler seni öyle ele geçirir ki, tek katlanamadığın şey bunların sonsuza dek var olamayacağı düşüncesidir."

Bir de sonunda bir söz var ki!! Onu yazamam kitabı okuyacaklara haksızlık olur diye düşünüyorum..

Bir de "Çalıkuşu" var elbet.. Reşat Nuri Güntekin.. Bir adamın böyle bir kitap yazdığına sonunu okumasam inanmazdım.. Bilmeyenimiz yok.. Ama Feride günümüzde bile zor rastlayacağımız biri.. İnatçı, güçlü, kararlı.. Ortaokuldan bu yana ezberlemiş olmalıyım artık kitabı.. Onun neşesi, hüznü, öfkesi..Scarlet O'hara ya (Rüzgar Gibi Geçti) benzeyen bir tarafı var Feride'nin.. 


Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin, İnkilap Kitabevi, 408 sf, 21,60 tl


Aaah bir de Hababam Sınıfı var.. Ortaokulda aldırttığım Rıfat Ilgaz Şaheseri..Benim yemek kitabım:)) Üstünde kahveden dolmaya her tür yiyecek içecek izine rastlarsınız.. Bir ara annemin hışmına bile uğramıştı zavallı:)  Çok şey öğrendim ondan.. Mesela "Somnanbül" nedir siz bilir misiniz??


Hababam Sınıfı, Rıfat Ilgaz, Çınar Yayınları, 463 sf, 15,63 tl


Otostopçu'nun Galaksi Rehberi'ne gelelim.. İki kere okudum.. Kütüphaneye iade etmeyi hep geciktirdim.. Seviyorum napiim.. Douglas Adams'ta olan espri anlayışının başka kimsede var olabileceğine inanmıyorum.. Her sözün arkasında bir iğneleme, bir eleştiri, ağız dolusu kahkaha:)) Üçüncüye de okurum bıkmam:)) Bir de ah derim bir babil balığım olsaydı, kulağıma koysaydım:))) Kısaca Arthur Dent, Ford prefect, Babil balığı, Cırlak Canavarı, Ebedi dumura uğratıcı, Slartibartfast, Zaphod Beeblebrox.. Hepsi birer efsane:))



Otostopçunun Galaksi Rehberi, Douglas Adams, Kabalcı Yayınları, 705 sf, 20tl (başka yerlerde 40 tl, ama Kabalcı'da indirimli haberiniz olsun:)


Bir ekleme yapmam gerekti.. Nasıl unutmuşum bilmem.. Haruki Murakami deli dahisiyle geçen sene tanıştım.. "Zemberek Kuşu'nun Güncesi".. Okurken yaşamaya başlıyorsunuz.. Kendimi Japon sanmam öyle yakındı..  Kalktım makarna pişirdim.. Telefon çaldı çaldı çaldı.. Kedim kayboldu.. Bir kuyuya indim.. Tarçın ve annesi Muskat ile tanıştım.. Bitince sanki hayat bitti.. Ben kimdim hatırlayamadım.. 



 Zemberek Kuşu'nun Güncesi, Haruki Murakami, Doğan Kitap, 744 sf, 33 tl


Ben bu adama bir nobel veriyorum taa gönülden:)) 


Böyle daha çok kitap var benim için önemli olan.. Aklıma geldikçe yazarım:))

9 Aralık 2010 Perşembe

Who is John Galt?*

Bir klişe vardır ya : Bir kitap okudum ve hayatım değişti diye.. Benzer bir durumdan bahsetmek istiyorum bugün.. Bir yazardan.. Yok hayır, hayatım değişmedi öyle birdenbire.. Ama dünyayı algılayışım değişti.. Belki 6-7 sene önceydi S'de bu kitabı gördüğümde.. Ne görsem okurum ya buna da takıldım.. İki kere okudum kitabı.. Ara ara açıp okuduğum kısımları saymıyorum.. Üstüne yazarın başka kitaplarını da okudum.. 


Yazarımızın asıl adı Alisa Zinovyevna Rosenbaum.. Ayn Rand ismini ise Sinan Çetin'den bol bol duymuşsunuzdur.. Rusya'da 1905 yılında doğan Ayn Rand Yahudi bir aileden geliyor.. Hayat hikayesini anlatmanın yeri burası değil ama en önemlisi 26 yaşında Amerika'ya ziyaret amaçlı gelip, yerleşmesi.. Senarist olma yolunda zorluklarla karşılaşırken yazın hayatına başlıyor.. Şimdilerde İncil'den sonra en çok satan kitabın yazarı olarak tanınıyor.. "Fountainhead" , Türkçe'ye "Hayatın Kaynağı" olarak çevrilmiş.. Kitabın temelinde bireycilik ve kollektivizm karşılaştırılması var.. 



Hepimizin (ya da çoğumuzun) sevgilisi Sawyer Fountainhead okurken:)

Şimdi konuşulduğunda hepimizin irkilmesine neden olacak görüşleri savunuyor.. Objektivizm ya da bireycilik ve kapitalizm.. Evet temelde kollektif yaşamın insan doğasına aykırı olduğu görüşüne sahip.. Aklın ve mantığın duygulardan üstün olduğu.. 


Hayatın Kaynağı'nda ana karakter Howard Roark okulu yarıda bırakmış bir mimar.. Kendi fikirlerine ve ideallerine güçlü biçimde bağlı, hiçkimsenin bir başkasının tarzını herhangi bir alanda, özellikte mimaride kopya etmemesi gerektiğini düşünen bir mimar. Bu yolda gece gündüz çalışan, bundan yüksünmeyen, hatta bu çalışmanın getirdiği yorgunluktan mutluluk duyan bir mimar.. Sonunda ortaya çıkardığı eseri her seferinde sonuna kadar savuyor, hatta satamayacağını, aç kalacağını bilse de.. Aslında savunduğu sahip olduğu değerler.. Herkes bir şekilde onu vazgeçirmeye çalışsa da o buna asla yanaşmıyor.. Bir nevi savaşın içinde.. Kitaptaki bir diğer farklılık Roark'ın kendini anlatmak için uğraşmayışı.. Felsefesini, diyalog ya da monolog olarak ondan uzun uzun dinlemiyoruz.. Kibirli, iğneleyici bir kaç sözle anlatmak istediğini içimizde hissediyoruz.. 

Atlas Vazgeçti'de felsefesinin temelini özetlediği sözlerini, dövme olarak yazdırabilecek fanatizmde hayranları da var..

Bunlar Ayn Rand karakterlerinin genel özelliği.. Hayatın Kaynağı için Atlas Vazgeçti'nin uvertürüdür demiş.. Gerçekten de Hayatın Kaynağı Atlas Vazgeçti için bir hazırlıktır.. Atlas Vazgeçti 3 ciltlik devasa bir roman.. Hayatın Kaynağı ise yaklaşık 700 sayfa:)  Okuyunca mutlaka etkileneceksiniz.. Belki kızacak, böyle hayatlar yok, ütopik şeylerden bahsediyor diyeceksiniz.. Belki felsefesinden nefret edeceksiniz.. Belki benim gibi hayata bakışınız değişecek.. Ama tek bir gerçek var ki öyle ya da böyle mutlaka etkileneceksiniz..

Bir fikriniz olması açısından felsefesini özetleyebilecek bazı türkçe ve ingilizce alıntılar:
  • "Benim felsefem, özünde, hayattaki ahlaki amacı kendi mutluluğu olan, varlığının yegane amacı ve en yüce eseri olarak yaratıcı üretkenliğini gören kahramansı bir varlık, bir insan konseptidir."
  • "En sefil insan amaçsız olandır. "
  • Neşe, acının.. Zeka, aptallığın..Işık, karanlığın..Kişilik, kişiliksizliğin..yokluğu olamaz  
  • "Do not let your fire go out,spark by irreplacable spark. in the hopeless swamps of the not quite, the not yet, and the not at all, do not let the hero in your soul perish and leave only frustration for the life you deserved, but never have been able to reach. the world you desire can be won, it exists, it is real, it is possible,it is yours." 
  • "Hayatım ve hayatıma olan sevgim adına yemin ederim ki, hiçbir zaman bir başkası için yaşamayacağım ve başkasından da benim için yaşamasını istemeyeceğim."
  • "No one, therefore, can claim the objective superiority of his choices over the choices of others. where no objective proof is available, it’s every man for himself – and only for himself."
  • "Ask yourself whether the dream of heaven and greatness should be left waiting for us in our graves-- or whether it should be ours here and now and on this earth."
  • ‘Seni seviyorum’ diyebilmek için ilk önce ‘ben’ demeyi bilmek gerekir..
Bunlar da kitapları:
  • 1934 16 Ocak Gecesi (Night of January 16th)
  • 1936 Yaşamak İstiyorum (We The Living)
  • 1938 Ben, Ego (Anthem)
  • 1943 Hayatın Kaynağı (The Fountainhead)
  • 1957 Atlas Silkindi (Atlas Shrugged)
  • 1961 For the New Intellectual
  • 1964 The Virtue of Selfishness (Nathaniel Branden ile)
  • 1966 Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal (Capitalism: The Unknown Ideal)
  • 1967 Introduction to Objectivist Epistemology
  • 1969 The Romantic Manifesto
  • 1971 The New Left: The Anti-Industrial Revolution
  • 1982 İhtiyacımız Olan Felsefe (Philosophy: Who Needs It)
 *Who is John Galt? Atlas Vazgeçti'de sık sık geçen, hikayesini merak ettiren bir soru cümlesi..

2 Aralık 2010 Perşembe

En Büyük Aşkım Don Quixote:)

Onu tanımayanımız var mı acaba? Don Quixote ya da Don Quijote.. Olmadı Don Kişot.. Bir roman kahramanı mı sadece Miguel de Cervantes Saavedra'nın yarattığı? 400 küsur yaşında, bir roman kahramanı olmanın çok ötesine geçmiş Mancha'lı şövalye bana kalırsa.. 

1605 ve 1615 yılllarında iki cilt/bölüm halinde yazılmış:  El ingenioso hidalgo Don Quijote de La Mancha (Marifetli ayan Mancha'lı Don Kişot ) ve Segunda parte del ingenioso caballero Don Quijote de La Mancha (Marifetli şövalye Mança'lı Don Kişot ikinci bölümü).. Şüphesiz Edebiyatın temel taşlarından.. 400 senelik eskimemiş, asla eskimeyecek bir roman.. 

 Beni bilen arkadaşlarım arada bana buldukları Don Quijote resimlerini yollarlar.. Bunu Liseden S'cim yolladı:)

4 ana karakter var malumunuz... Elbette Don Kişot ki asıl adı Alonso Quijano'dur, uşağı Sancho Panza (son derece sevimli, obur, paragöz biri.. Bu serüvene de vali olacağı vaadiyle katılıyor), Don Kişot'un biricik aşkı Dulcinea del Toboso (ya da Dulcinee du Toboso;) ve elbette cefakar at Rosinante:)) Sancho'muzun da meşhur bir eşeği vardır onu da saymazsak olmaz..Don Kişot mazlumları korur ve kötülere göz açtırmaz.. 

Bu da Unicorn'cumdan.. Bir gezisinde taş üstünde görüp fotoğraflamış.. ne kadar teşekkür etsem az..

Bugün Unicorn'um Aşk ile ilgili bir konuda mimlenmiş.. Çok da güzel anlatmış..Bu yüzden ben en sevdiğim kitabımdan alıntı yapmak istedim..


Hepmizin sık sık rastlayacağı resimlerden biri

Kitaptan;

"..Adı Dulcinea'dır. Memleketi el Toboso, La Mancha'da bir köy; özelliği, en azından prenses olmaktır, o benim kraliçem ve sevgilimdir; güzelliğiyse olağanüstüdür..Şairlerin hanımlara atfettikleri bütün o imkansız ve hayali güzellik sıfatları, onun şahsında gerçek olurlar. Onun saçları altın, alnı cennet bahçesi, kaşları gökkuşağı, gözleri birer güneş, yanakları gül, dudakları mercan, dişleri inci, boynu kaymaktaşından, göğsü mermerden, elleri fildişinden, teni kar kadar beyazdır.


"...Bu öyküde adı sık sık geçen Dulcinea del toboso'nun koskoca La Mancha'da, domuz tutmakta, en maharetli kadın olduğu söylenir.""... Evet onu iyi tanırım", dedi Sancho. "Köyün en kuvvetli delikanlısı kadar iyi cirit attığını söyleyebilirim size. Tanrı hakkı için, kusursuz bir kızdır, kanlı canlı, sağlam yapılıdır. Sevgilisi olduğu gezgin şövalyeyi her dertten kurtarır."


Yüce Tanrım! Ne kas vardır onda ne ses vardır. Derler ki bir gün, babasının tarlasında çalışan oğlanları çağırmak için, köyün çan kulesinin tepesine çıkmış; yarım fersah ötede oldukları halde, kulenin dibindeymiş gibi duymuşlar.En iyi tarafı da hiç nazlı olmamasıdır. Çok hoş sohbettir. Herkesle şakalaşır. Her şeyle alay eder, eğlenir. Şimdi diyebilirim ki saygıdeğer şövalye, zat-ı aliniz onun uğruna delilikler yapabilirsiniz, yapmalısınız da. Hatta umutsuzluğa kapılıp kendinizi asmaya hakkınız bile var.


"... Sancho, benim Dulcinea del toboso'm, ondan istediğim iş için, dünyanın en soylu prensesi kadar iş görür. Tabii, çünkü hanımları istedikleri isimle öven bütün şairler onlara sahip değildirler. Sen sanıyor musun ki, kitapları, romansları, berber dükkanlarını ve tiyatroları dolduran bütün o Amaryllis'ler, Phyllis'ler, Silvia'lar,Diana'lar, Galateia'lılar, Alida'lar ve diğerleri gerçekten etten, kemikten kadınlardılar ve onları övenlere aittiler? Tabii ki hayır, çoğu uydurmaydı. Şiirlere konu olsun diye, şairi aşık, aşık olabilecek tiynette bir adam olarak tanınsın diye uydurulmuştu. Aynı şekilde benim Aldonza Lorenzo'nun (Dulcinea'nın gerçek kimliği) güzel ve namuslu olduğunu düşünmem, buna inanmam yeterli; soyluluk meselesi pek önemli değil, rütbe vermek için soruşturacak değiller ya; ben dünyanın en soylu prensesi kabul ediyorum onu."

Dulcinea böyle biri mi?:))

Eğer bilmiyorsan öğren Sancho: İnsanı sevmeye sevkeden, her şeyden önemli iki şey vardır; güzellik ve iyi şöhret. Bunların ikisi de Dulcinea'da bol bol var; çünkü güzellikte kimse onunla rekabet edemez, şöhretine ulaşan az bulunur. Sonuç olarak ben bütün söylediklerimin doğru olduğunu hayal ediyorum, ne bir eksik, ne bir fazla. Onu hayalimde istediğim gibi canlandırıyorum."

 Yoksa böyle biri mi? Ya da çok farkeder mi?

Roza Hakmen'in çevirisiyle La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote (Miguel de Cervantes Saavedra) Yapı Kredi Yayınları'ndan (2 cilt)

Okumadıysanız tam zamanıdır.. Yok eğer okuduysanız bir daha okumanın tam zamanıdır:))

Günün Jingle Bells'i:)))

Mutlaka dinleyin.. :))))

19 Ekim 2010 Salı

Hard Day's Night..

Bugün yataktan öyle zor çıktım ki.. Düşünmeyi tatil sonrasına ertelediğim herşeyin zamanı geldi:( Biliyorsunuz ben doktora yapıyorum.. Çok da iyi gitmiyor şu ara.. Bir çıkmaza girdim sanırım.. Bu da canımı sıkıyor haliyle.. Okumam gereken makaleler var.. Ya da yok artık bilemiyorum.. Canım okumayı da istemiyor.. Deney yapmak istiyorum artık.. Ooof of!!





Aslında sabah bunlara rağmen güzel başladı.. Okulda yeni doğmuş yedi yavru var.. Sabah nerdeyse yarım saat onlarla oyalandık:) 




Güzel bir kahvaltı yaptık.. Sonra ben Serda'nın fimo hamurlarına takıldım.. Yetenekli diilim ben, ama stres atmak için çok iyi bir yöntem.. Serda bu konuda çok çok iyi.. Şu aşağıda ki harikayı o yaptı.. Ben de bugün ona hamur yoğurdum.. Benden istediği yuvarlamaları falan yaptım:) 
 



Bu gerçekten insanı rahatlatan bi iş.. Bir fincan kahve, güzel bir müzik:) (dinleyin mutlaka bayılacaksınız), ellerim sarı yeşil renklerde:))

Ama sonunda gerçekle yüzleştim tabi.. Benim bu sorunumu biraz tartıştık aramızda (kalabalık bir grubuz biz).. Denenecek şeyler var elbet biliyorum.. Ama şu anda deney yapamamak, belirsizlik canımı çok sıkıyor.. İstiyorum ki bir an önce deneyeyim, nolacak göreyim.. 

Öyle sıkkın eve geldim.. Evde hiçbir şey yok.. Canım alışverişe de gitmek istemiyor.. Dün yaptığım patatesli yumurtayı oturdum çatlayana kadar yedim.. Yeni çay bile demlemedim, dünkünü içtim.. Ütü yapmam gerekiyordu, zorla yaptım.. Üstelik en sevdiğim şallarımdan birinin mahvolduğunu gördüm.. İyice sıkıldım..


Sonra dedim böyle olmayacak.. Adaçayı yaptım kendime.. Çikolata da açtım.. Elbet çözülecek herşey dedim.. Baktım şalım da o kadar kötü durumda diil aslında.. Hem yarın en favori marketime gider evi otla doldururum:) Üstelik House'un yeni bölümü de akşama kadar internete düşmüş olur:) Yarın da biraz bakarım başka napabilirim diye.. Olmadı çeviri yaparım yanıma kar kalır.. Di mi yaa:)))


Bugün ofis arkadaşım şiir istemişti.. Edip Cansever'e bayılırmış.. Benim de çok sevdiğim bir şiirini onun için buraya koyuyorum.. Nedensiz bir çocuk ağlaması bile çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.. Özlem sana diyorum:))))

Başlangıç

Bütün iyi kitaplarin sonunda
Bütün gündüzlerin,
Bütün gecelerin sonunda
Meltemi senden esen soluğu sende olan
Yeni bir baslangıç vardır
Parmağını sürsen dünyaya,
Rengini anlarsın gözünle görsen elmayı,
Sesini duyarsın onu işitsen,
Yuvarlağı sende kalır
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

Nedensiz bir çocuk ağlaması bile
Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.

edip cansever


ps. Fotoğraflar deviantart.com'dan..