Önemli Meseleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önemli Meseleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2011 Pazar

Shakespeare...

Yazmasam hakkında konuşmasam içimde kalır.. Az evvel bir tartışma yaşadım.. Tartışma değil aslında bir konuda fikrimi söyledim de ukala oldum.. Ha ben ukala değil miyim? Şimdiye kadar hiç saklamadım ki ben gayet huysuz, ukala ve hatta çirkef biriyim.. Ama siz şimdi beni tanımıyorsunuz ya bana ukalasın sen dermisiniz? Yok tanımadığınız için henüz demezsiniz:) 


Efendim konuya girmeden önce belirteyim ki ben bir edebiyat dahisi değilim.. Beni okurken farkettiğiniz üzere, ne kadar uğraşsam da bolca hata yapıyorum yazarken.. İngilizcem gayet iyi de olsa edebi bir eseri çeviremem (verin makale çevireyim orası ayrı:)).. Edebi bir eseri çevirmek gerçekten o yönde düşünmeyi ve apayrı bir yeteneği gerektiriyor bana kalırsa.. 


Evet bunları yapamam ama ben kendimi bildim bileli okurum.. Okumayı söktüğüm gün sınıfımızın küçük kütüphanesinden her gün bir kitap alarak başladım.. Ortaokul günleri klasiklere başladım.. O zamanlar bazı kitapları anlayamadıysam ikinci kere okurdum.. Lisede bir sene (yaz tatili çıkarsa 9 ay) 53 tane kitap okudum.. 


Bu beni hiçbir şey yapmaz elbet biliyorum.. Ama iyi ya da kötü bir edebi zevkim vardır.. Beni biraz olsun tanıyan kişilerin hakkımda söyleyebilecekleri en belirgin özellik budur.. Ayrıca yine beni tanıyan kişiler benim ayrım yapmadan okuduğumu bilirler.. Beğenmek ya da beğenmemek başka bir konu.. Ben ne bulsam okurum.. Çok sevdiğim, ayılıp bayıldığım yazarların dışında biri bana bir şey önersin okurum.. Al bunu oku desin onu  da okurum.. Beğenmediysem de kimsenin zevkine bir söz etmeden belirtirim bunu.. Sevmedim bana göre değil demekten gocunmam.. Kimse de gocunmamalı elbet.. Belki birisinin çok büyük bir yazar olduğunu tüm dünya kabul ediyordur da sen okumuş ama hiç sevememişsindir.. Olmayacak şey mi? Hiç değil.. Herkes her şeyi sevemez.. Mesela ben Yaşar Kemal okurken kendimden geçerim de Orhan Kemal'i bir türlü okuyamam.. Ne kadar istesem de yapamam.. Eee Orhan Kemal kötü bir yazar mı? Değil tabii ama ben sevmek zorunda değilim.. Benim onun kitaplarını sevmeyişim onun değerini düşürmediği gibi hayranlığım da onu yüceltmez..


Bunun dışında mesela Shakespeare'e bayılırım.. Bazı geceler açar açar okurum.. Hem İngilizce hem Türkçe okurum.. Türkçe okumaktan daima daha büyük zevk alırım.. Her şeyi Türkçe okumayı daha çok severim zaten o ayrı.. Çünkü Türkçe benim anadilim.. Ve evet konuşmayı, okumayı seviyorum anadilimde..


Shakespeare çevirisi deyince de aklıma Can Yücel gelir.. Evet çeviridir okuduğunuz aynı kapıya çıkar ama o ne lezzettir.. Onun çevirilerini okumak nasıl bir zevktir.. Bir Shakespeare oyununu İngilizce ya da Türkçe okusanız çok farketmez bence.. Yani İngilizce okusam da Türkçe okusam da aynı lezzet.. 


Ama Can Yücel çevirisi mi İngilizcesi mi? Can Yücel çevirisi fark atar benim için orijinaline.. Neden çünkü ben Türkçe düşünür Türkçe konuşurum. İngilizce okuduğum bir şeyi her ne kadar anlasam ve beğensem de iyi bir Türkçe çeviri daima tercihimdir.. Şimdi söz konusu örneğe bakalım..


Sone 66



Tired with all these, for restful death I cry,
As, to behold desert a beggar born,
And needy nothing trimm'd in jollity,
And purest faith unhappily forsworn,
And guilded honour shamefully misplaced,
And maiden virtue rudely strumpeted,
And right perfection wrongfully disgraced,
And strength by limping sway disabled,
And art made tongue-tied by authority,
And folly doctor-like controlling skill,
And simple truth miscall'd simplicity,
And captive good attending captain ill:

Tired with all these, from these would I be gone,
Save that, to die, I leave my love alone.



Can Yücel Çevirisi



Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e 

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama. 


Shakespeare ne kadar İngilizse Can Yücel çevirisi o derece Türk.. Sadece bir Türk'ün okurken tat alabileceği bir çeviri.. Türkçe bilen bir yabancı sanmıyorum aynı derecede hoşlansın bu çeviriden..

Bu akşam Ümit Ünal 66. soneyi çevirdiğini belirtti.. Bloguna da koymuş.. Meraklısıyım ya açtım baktım hemen.. Bana göre gerçekten de iyi, temiz bir çeviri olmuş.. İzin almadım o nedenle buyrun buradan çevirisini okuyun.. Mesela ben özellikle "Hep ırzına geçilmiş en temiz değerlerin," "Basit gerçeğin adı olmuş sana basitlik" kısımlarını çok çok beğendim.. Evet çok güzel bir çeviri ama benim için Can Yücel'den iyi değil.. Ben de fikrimi belirtmek istedim.. Olamaz mı? 

"ya kusura bakmayın ama can yücel gibisi yok bu konuda:) shakespeare bile o tadı vermiyor.." Bu cümleyle yukarıda anlatmak istediğim şeyi özetledim.. E Ümit Ünal'ın da anlayacağına kuşkum yok.. Bakın gelen cevaba..


"can yücel elbette çok büyük ama shakespeare o tadı vermiyor deyişiniz ukalalık zirvelerinde hayli yüksek bir zirve."


Haydaaa.. Benim söylediğimle bunun ne ilgisi var diye baktım bir süre.. Sanmış ki ben Shakespeare'e laf ediyorum.. Eee asıl yazar Shakespeare'ken neden ona laf edeyim.. Ben nasıl bir salağım?! Nasıl bir kendini bilmezim.. Oturdum uzun uzun anlattım.. Söylemek istediğim gerçekte nedir, neyi yanlış anlamış..  Beni tanımadan nasıl ve neden ukala yaftasını yapıştırıyorsunuz.. Ve bakın yine cevaba


"insanın tam anlamadığı bir konuda şaka yollu bile olsa ahkam kesmesine gerek yok efendim. neyse akşam akşam böyle konulara üzülmeyin."


Tam anlamadığım bir konu?! Evet Türk Dili ve Edebiyatı ya da İngiliz Dİli ve Edebiyatı ya da her ikisini birden okumadıysanız bu konuda ahkam kesmeyin.. (Ahkam kesmek?!!!)..


Hangisini tam anlamadığım da meçhul.. Shakespeare mi Can Yücel mi yoksa Ümit Bey mi? Ya da İngilizce'yi mi tam anlamıyorum yoksa Türkçe'yi mi? 


Edebiyat kimsenin tekelinde değil.. Belki anlamadığım bir konudur ama benim de bu konuda belli bir zevkim vardır.. İyi ya da kötü.. Shakespeare seviyorum.. Onu dilediğim gibi okuma özgürlüğüne de sahibim.. Ve hangi okumamdan zevk aldığımı bildirmekte de özgürüm.. Ve evet tekrar ediyorum Can Yücel çevirisi varsa elimde açıp İngilizcesini okumam.. Çünkü Can Yücel çevirisinden daha büyük zevk almaktayımdır..  Başka birinin çevirisi varsa elimde İngilizcesini de tercih edebilirim..


Ümit Bey yanlış anladı beni belli.. Ben derdimi anlatınca da dinlemedi demek ki!! E olabilir, zamanı yoktur belki.. Ama keşke verdiği tepkilerin dozunu ayarlasaydı.. Ukala, ahkam kesiyorsun gibi çıkışlar yapmasaydı.. Herkes birer büyük sırdan ibarettir.. O görünüşlerin altından ne çıkacak hiç bilinmez..


Böyleyken böyle efendim.. Shakespeare okuyunuz tabii.. İstediğiniz dilde okuyunuz.. Ne bileyim belki Japonca okursanız daha mutlu olacaksınız:))) Çünkü çeviri yeniden hayat vermektir!!

2 Mart 2011 Çarşamba

Sıkıntılı..

Şu an kaçınız yazdıklarımı okuyabilecek bilmiyorum.. İşyerinde dns ayarlarımı çoook eskiden youtube ve sesli sözlüğe (Evet o bile yasaklıydı.. Belki hala yasaklı bilmiyorum.. Düşünün bir akademisyenim ben, sürekli ingilizce makaleler okuyorum ve sözlük bile kapalı nedense?) ulaşabilmek için değiştirmiştim.. Baktım girebiliyorum.. Ama çok çok sevdiğim bloglar olmadıktan sonra napiim ben burayı..


Ben de çoğumuzun yaptığı gibi içeriğimi wordpress'e aktardım.. Ama neden göç ediyorum, taşınıyorum??.. Kendi evinden kovulan ev sahibi gibiyim..


Televizyonum yok benim.. Akşamlarımı, boş zamanlarımı geçirme şeklim bellidir.. Film izlerim bazen, okurum, yazarım.. Çoğu zaman ise bir bloga takılır saatlerce dolaşırım.. O blogu okurken notlar alırım.. Gezilecek görülecek yerleri, alınacak ufak tefek şeyleri.. Şimdi elimden bu neden alınsın?


Yazarken rahatlıyordum üstelik.. Paylaştıkça mutlu oluyordum.. 


Hava soğuk, sıkıntılı.. Bu ülkede yaşamak da öyle soğuk ve sıkıntılı..

5 Şubat 2011 Cumartesi

Ajanda 2011

Metis'in 2005 yılından bu yana çıkardığı ajandalardan haberdar mısınız?? Değildiyseniz bile eminim bu sene bir fikir edindiniz..

Metis Yayınları 2005 senesinden bu yana her sene belli bir konsepte dayalı ajandalar çıkarıyor.. Sene sene irdeleyecek olursak; 2005-edebiyat, 2006-doğa, 2007-cadılar, 2008-yaratıcı direniş, 2009-hayvanlar ve insanlar, 2010-illallah ve son olarak 2011-ırkçılık, ayrımcılık ve nefret suçları..

Bu sene ki ajandanın basımı durdurulmuş deniyor.. Neden?? Atatürk'e saygısızlık.. Gerçekten böyle bir şey mi var?? Bana kalırsa yok arkadaşlar.. Kanıt olarak ileri sürülen şeyler o kadar komik ki!! Birinin suçunu yüzüne vurunca üste çıkar, savunmaya geçer ya.. Durum bundan ibaret bana kalırsa..
Ben ajandamı Aralık ayında aldım.. Ajandanın soldaki sayfalarında "ırkçılık, ayrımcılık" gibi kavramların üstüne işeyen bir erkek çocuk, sağa denk gelen sayfalarında ise "kardeşlik, masumiyet" gibi kavramların yanında duran sevimli bir kız çocuğu figürü var (hadi şimdi de ajandanın ne kadar seksist olduğundan dem vuralım). Nefret suçlarının işlendiği belli günlere göndermeler yapılmış.. Pek çok mühim şahsiyetin nefretle ilgili sözlerinden alıntılar var.. Ve konuyla ilgili bir dolu bilgilendirici, önemli not (islamafobi nedir?, diaspora nedir? gibi)..

Metis yayınlarına dair suçlamalara internetten rahatlıkla ulaşabilirsiniz.. Ama ajandayı alıp bir bakmadan (bulabilirseniz tabii) karar vemeyin lütfen..

Ajandadan bazı alıntılar yaparak bitirelim bu gerçekten mühim konuyu..

  • İnsanları birbirlerinden nefret ettirmenin yegane yolu, onları birbirlerinden uzak tutmak ve birbirinden ayırmaktır_ Margaret Walker.
 black and white by i must be dead
  • Bir insandan nefret ediyorsanız, onda kendinde olan bir şeyi görüyorsun demektir. Knedimizde olmayan bir şey bizi rahatsız etmez_ Hermann Hesse.
 peace pennies by sway 220
  • Kendinden nefret etmeden başkalarından nefret edemezsiniz_Oprah Winfrey.
  • Vatan sevgisi harika bir şeydir. Ama sevginin etrafına neden sınırlar çizelim ki?
  • Soykırım, ırkçılığın mantıksal bir sonucudur_James H Cone.
  • Ben ne Atinalı ne de Yunan'ım, ben dünya vatandaşıyım_Socrates.

14 Ocak 2011 Cuma

Hepimiz susuyoruz..

Bugün hepimize bir şekilde sıkıntı veren bir konudan bahsedeceğim.. Aslında hepimiz derken özellikle kendi hemcinslerimi ve duyarlı bazı erkekleri kastediyorum.. Bugün twitter'da takip ettiğim kişilerden biri bir sayfa paylaştı.. "Bugün asla kabul edilemeyecek 27 reklam başlığı" altında.. "Hepsinin alası her gün yapılıyor" diye de not düşmüş.. Şöyle bir göz attım.. Tüylerim diken diken oldu ve hak verdim.. Bu reklamlarda kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel istismar, hayvanlara eziyet, ırkçılık vs her şey vardı.. En hafifi sigarayı öven reklamlar.. Diğerlerinin yanında bunlar çok ama çok masum.. İşte beni en çok rahatsız edenler..





 Bakmaya dayanamıyorum..





Günümüzde bu tarz reklamların bir kısmına şiddetle karşı çıkılıyor.. Ama hala alt metninde kadınları aşağılayan, sadece erkeklere seslenen seks içerikli reklamlar yok mu? Güzelliğin zekadan çok daha önemli olduğu her gün her gün başımıza kakılmıyor mu?.Eminim şovenist pek çok tip var aklına daha beter reklam projeleri gelen.. Bu ayrı bir konu ama gerçek hayatta da her gün yaşanmıyor mu bunlar.. Kadınlar ve çocuklar her gün şiddete, tacize, tecavüze maruz kalmıyorlar mı? Hayvalar da keza öyle.. Irkçılık değil mi ülkemizde ki insanalrı kürt, alevi, türk, ermeni diye ayırmak.


Hepsi ayrı ayrı insanın içini cız ettiriyor ama benim bugün aklıma özellikle takılan hemcinslerime ve çocuklara yöneltilmiş şiddet.. Hepimiz öyle ya da böyle yaşadık bunu.. En hafifi laf atma.. Küçük bir araştırma yapıldığında ortaya çıkan görüntü korkunç.. Mesela Türkiye'de kadınların %39'u fiziksel şiddet kurbanı.. Bu tabii ülkemize özgü bir durum değil.. Tüm Dünya'da;
  • Her üç kadından en az biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da farklı bir biçimde tacize uğramaktadır. Kadına kötü muamele eden kişilerse genelde kadının kendi ailesinden ya da tanıdığı insanların arasından çıkmaktadır.
  • Avrupa Konseyi, 16 - 44 yaş arası kadınların ölüm ve sakatlanmalarının ana sebebinin aile içi şiddet olduğunu ve bunun kanser ya da trafik kazalarındaki ölüm ve sakatlanma oranından çok daha fazla olduğunu beyan etmiştir.
  • Bugün cinsiyet yüzünden yapılan kürtaj ve doğum sonrası kız bebeklerin öldürülmeleri sonucunda "kaybolan" kadın sayısı 60 milyondan fazladır.
  • BM kadına yönelik şiddet özel raportörünün raporlarına göre 1999'da ABD'de aile içi şiddete maruz kalan kurbanların %85'ini kadınlar oluşturmaktadır.
  • Rus hükümeti 1999 yılında 14.000 kadının partnerleri ya da akrabaları tarafından öldürüldüğünü tahmin etmektedir.
  • Dünya Sağlık Teşkilatı kadın cinayet kurbanlarının neredeyse % 70'inin erkek partnerleri tarafından öldürüldüğünü rapor etmiştir.
Kadına yönelik şiddet küçültülmüş bir dünyada, 1000 kişilik bir küresel köyde nasıl görünürdü sorusuna Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, hükümetler ve hükümet dışı örgütlerin istatistiklerine dayanılarak ortaya çıkan sonuçlar:
  • Nüfusun beş yüzü kadın (%50) - Aslında 510 olacaktı ama 10 bebek cinsiyet kökenli kürtaj nedeniyle hiç doğamadı veya ihmal sonucu bebekken öldü.
  • 300 kadın Asyalı
  • 167 kadın tüm hayatlarının bir noktasında dayak yemiş veya bir başka şiddet türüne maruz kalmıştır.
  • 100 kadın tecavüz veya tecavüze teşebbüs kurbanı olacaktır.
Çocuklarla ilgili olan kısma ise girmek istemiyorum.. O kadar kapsamlı ki bu konu böyle küçük bir yazı içine sığdırmak mümkün değil.. Gerçekten zaman ayırmalı ve konuyla ilgili okumalısınız.. Felaketin derecesini ancak böyle anlayabilirsiniz..

Bunları okudukça düşündüm.. Hep susuyoruz.. Biz kadınlar susmayı ve üstünü örtmeyi tercih ediyoruz.. Bundan bir kaç ay önce okula gelirken tacize uğradım ben.. O anda kendimden hiç beklemediğim bir tepki verdim ve dönüp saldırganın yakasından çekiştirmeye başladım.. Bir taraftan da var gücümle çığlık attım.. Bana yumruk atıp kaçtı ve bu sırada telefonunu düşürdü.. Ayrıca o sırada olay yerinden geçmekte olan bir beyefendi (Ahmet Bey)arabasıyla tacizciyi takip etmiş. O çok duyarlı kişi saldırganın motorsikletini keşfetmiş ve başına abisini bırakarak benim yanıma gelmiş.. Telefon numarasını bıraktı ve yine kontrole gitti.. Bu sırada polis geldi, ben hastaneye giderek darp raporu aldım ve polise gidip ifade verdim.. Bu sırada saldırgan yakalandı.. Düzgün görünümlü bir tipti (saldırganların illa ki hırpani, maganda kılıklı tiplerden çıkacağı yanılgısına asla düşmeyin).. Ve orda yüzüme baka baka "sadece tanışmak istedim" dedi.. Polis çok yardımcı oldu ve ben biraz olsun rahatladım.. Şahidim olarak Ahmet bey de gelip ifade verdi.. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır.. En azından hala duyarlı, yardımsever kişilerin varlığına inanmamı sağladı.. Dava açılacaktı.. Açılmış olmalıydı.. Neler oldu bilemiyorum.. Çünkü bu işin peşine düşmek istemedim.. .Mahkemeye gitmek, onunla bir daha karşı karşıya gelmek, bu olayı tekrar tekrar yaşamak istemedim.. Kapansın istedim.. Hata ettiğimi biliyorum.. Daha güçlü olmalıydım evet.. Çünkü daha yeni aynı yerde bir taciz olayının daha yaşandığını öğrendim..Yine okuldan bir kıza.. Ama hala önlem alan kimse yok..

Hepimiz buna benzer şeyler yaşıyor ve susuyoruz.. Peki ya aileleri, kocaları tarafından kimi zaman töre, namus gibi saçma nedenlerle kimi zamansa neden bile uydurmadan dövülen, öldürülen kadınlar..

P.S. Resimlerin tamamı burada..
P.S. Bu ara konuya duyarlılığım artması son okuduğum kitap sanırım.. Okunuz mu bilmiyorum ama okumadıysanız öneririm.. "Ejderha Dövmeli Kız"