2 Mart 2011 Çarşamba

Sıkıntılı..

Şu an kaçınız yazdıklarımı okuyabilecek bilmiyorum.. İşyerinde dns ayarlarımı çoook eskiden youtube ve sesli sözlüğe (Evet o bile yasaklıydı.. Belki hala yasaklı bilmiyorum.. Düşünün bir akademisyenim ben, sürekli ingilizce makaleler okuyorum ve sözlük bile kapalı nedense?) ulaşabilmek için değiştirmiştim.. Baktım girebiliyorum.. Ama çok çok sevdiğim bloglar olmadıktan sonra napiim ben burayı..


Ben de çoğumuzun yaptığı gibi içeriğimi wordpress'e aktardım.. Ama neden göç ediyorum, taşınıyorum??.. Kendi evinden kovulan ev sahibi gibiyim..


Televizyonum yok benim.. Akşamlarımı, boş zamanlarımı geçirme şeklim bellidir.. Film izlerim bazen, okurum, yazarım.. Çoğu zaman ise bir bloga takılır saatlerce dolaşırım.. O blogu okurken notlar alırım.. Gezilecek görülecek yerleri, alınacak ufak tefek şeyleri.. Şimdi elimden bu neden alınsın?


Yazarken rahatlıyordum üstelik.. Paylaştıkça mutlu oluyordum.. 


Hava soğuk, sıkıntılı.. Bu ülkede yaşamak da öyle soğuk ve sıkıntılı..

25 Şubat 2011 Cuma

Heyyt be:)

Geçen akşam beni çok mutlu eden bir iltifat aldım:)) Kimden mi? Teyzeciğimden..

"Gerçek teyzem değil" demeye dilim varmaz.. Gözümü açtım onlar vardı.. Annemin beni doğurduğu evdeki alt kat komşuları.. Çocukların arasında en küçük bendim.. Beraber büyüdük.. Henüz 3-4 yaşındayken evden onlara kaçmışlığım bile var, bacak kadar boyumla.. Hep beraberdik, en kötü zamanları beraber atlattık.. 

Şimdi kızının bir bebeği var.. Ben de onları ziyarete gidiyorum ara ara.. Geçen gittiğimde her zamanki gibi mutfakta kahve faslı sırasında muhabbet ederken teyzem bana "Hep bunu istiyordun.. Küçüklükten beri.. Bak nasıl başardın" dedi.. Önce anlamadım ama sonra farkettim neden bahsettiğini.. 

Evet ortaokulda başladım hayalini kurmaya bunun.. Ergenliğe yeni girmiş pek çok genç kızın aksine ben hiç gelinlik, düğün, evlilik hayali kurmadım.. Hiç ama.. Yok kuranları kınıyorum sanılmasın lütfen.. Benim öyle olmadı işte.. Ben hHer gece yattığımda sadece evimi düşlerdim.. Benim sadece benim olan evi.. 1 oda 1 salondan oluşuyordu, amerikan mutfaklıydı:)) Her gece evimi dekore ederdim hayalimde.. 

Şimdi ben o evdeyim..:) 1 tanecik odası var:) Bir de salonum.. Akşamları döndüğümde huzur buluyorum burda.. Uyku tutmayan gecelerde cam kenarında sürekli uçakları izliyorum..

 Evim böyle bir şey işte:)

Nerdeyse 5 senedir yalnız yaşıyorum.. Haziran ayından beri de bu minik evimdeyim..Ben yaptım her şeyi diyebiliyorum.. Ben yaptım çünkü.. Kendi başıma.. Bu öyle önemli bir şey ki benim için..

Teyzem böyle deyince nasıl mutlu oldum anlatamam.. Kendimi iyi hissettim, güven tazeledim:)

24 Şubat 2011 Perşembe

Mini mini mimler:)

Unicornum beni mimleyivermiş:))) Sorular zor ama:)

1. Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey

Hmm.. Eğer Arthur Dent'i elinde havlusuyla Küçükayı Beta Gezegeni'nden yeni dönmüş bir halde kapımın önünde bulursam şok geçiririm sanırım:)

2. Gördüğün zaman eğer almazsam uyuyamam dediğin şey

Ama bu bana yapılmaz:))

  • Çok çok beğendiysem bir çanta ya da kıyafet
  • Toka, küpe, yüzük
  • Kozmetik malzemeleri (gece boyu düşünebilirim)
  • En önemlisi her gördüğümde mutlaka çifte kavrulmuş lokum.. Mümkünse lütfen HacıBekir Lokumcusundan
  • Kitapçıya girdiysem eğer kitap almadan çıkmam, çıkamam..
3. Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey: 

Yapmıyorum ki diyet ben:) Ama göründe tok olsam bile yiyeceğim şey çok fazla:) Özellikle annemin yaptığı antep işi yemekler..

4. Uğurun var mı, uğurun?

Yok sanırım.. Evet evet yok..

5. Kendine en yakıştırdığın renk:

Yakışıyor mu pek emin değilim ama dönem dönem renk tercihlerim değişsede genelde kahverengi, yeşil, kırmızı tonları ve koyu morlar..

6. En sevdiğin takın

Bir tokam var Mardin'den aldığım.. Tavuskuşu şeklinde ve telkare..

7. Takıntın

Buyrun tam yerine geldiniz.. Temizlik takıntım var bir kere.. Sonra aklıma bir şey gelirse onu hemen o anda yapmalıyım.. Bu nedenle beni sabahın üçünde temizlik yaparken bulabileceğiniz gibi sabahın beşinde sırf aklıma takılmış bir şeyi almak için yollara düşmüş bir halde de görebilirsiniz.. Ya da tam uykuya hazırlanırken aniden yoga yapmaya başlayabilirim mesela..

8. Bavulum çoktan hazır, gitmek istediğin şehir, ülke?

Kuşkusuz Fas/Marakeş

9. Ben bu şarkıyı duyunca şakırım

Şakıyamam sesim berbat.. Ama bağıra çığıra söylerim tabii..

  • Basia_Baby You're Mine
  • Queen_Killer Queen
10. Solunda ne var?

Hmm 3 tane kitap, bir fincan kahve, 3 farklı örgü (maymun iştahlıyım ben üstüme gelmeyin lütfeen)

Ben bu mimi beğenip daha önce cevaplamamış olan tüm bloggerlara yolluyorum.. Öpüyorum.. Uçuyorum.. Kaçıyorum..

22 Şubat 2011 Salı

Mutluluk...

Evet son günlerde çok çok yoruldum, buraları da ihmal ettim.. Biliyorsunuz anneannemi memleketine götürdük.. Orada sakladık  (onun arkadaşları, komşuları öyle diyorlar.. Gömdük, defnettik yok sakladık var.. Anneannemi saklamak çok hoşuma gitti benim:).. Ben size bir önceki postumda ne yazdıysa anneannemin de tanıdıkları onu öyle andılar.. Sürekli hayata ne kadar bağlı olduğunu, eğlenmeyi, gezmeyi nasıl sevdiğini anlatıp durdu insanlar yüzlerinde kocaman gülümsemelerle.. 


Bu arada anneanneme ne kadar benzediğimi bir kez daha görme şansım oldu.. Canımı çoooook sıkan bir olay yaşadım.. Bir belirsizlik.. Önemli bir belirsizlik.. Bir kaç saat çok üzüldüm.. Sonra yok ya dedim böyle şey olmaz.. Amaaan dedim.. Eh günler geçti, içimi rahatlatan gelişmeler oldu.. Belirsizlik kısmen sürüyor ama daha bir rahatım şimdi..


 sweets by onecappuccinoplease

Dün akşam eve dönerken bunları düşünüyordum.. Benim mutlu olmamı sağlayan öyle çok şey var ki.. Nolursa olsun hayata küsemiyorum, içime kapanamıyorum.. Bazen beni mutlu eden şeyleri düşünmek bile, hayalleri bile beni coşturuyor.. Mesela; 

Güneşli bir güne uyanmak, şöyle peynirli, zeytinli, domates, zeytinyağı ve kekikli süper bir kahvaltıya sevdiklerinle ya da sadece iyi bir kitapla oturmak.. Hele bu kahvaltı deniz kenarındaysa, için hafif ürperirken çayın seni ısıtıyorsa oofff..

Evde pijama/terlik kreasyonunun en nadide parçalarıyla bütün gün tembel tembel dolaşmak.. Çayın/kahven artık herneyse alıp cam kenarında bir tuğlayla yarışabilecek kalınlıktaki kitabına gömülmek.. Saatlerce okumak, "Allah Allah neden okuyamıyorum?" diye kafayı kaldırınca havanın nerdeyse karardığını farketmek..


 Coffee with Cinnamon by davenevodka

Oflaya puflaya evi temizledikten ve üstüne güzel bir duş aldıktan sonra, ayaklarını uzatıp mis gibi ev manzarasına karşı bir yorgunluk kahvesi içmek..

Aniden bastıran bahar yağmurlarında sırılsıklam olmak.. Sudan çıkmış balık modunda eve gelip sıcacık duşa girmek, saatlerce suyun altında kalmak..

Bir arkadaşla ya da yalnız alışverişe çıkmak.. Bütün gün dolaşıp ayaklarında derman kalmayınca kendini bir kafeye dar atmak.. 

Kitapçıya girip kitaplara tek tek dokunmak, onları koklamak, kimi sayfalarını okuyup "güzel mi acaba?" sorusuna yanıt aramak.. Sonunda elinde kitaplar, dergilerle ordan çıkmak ve yine en yakın kafeye koşturarak kahve eşliğinde ganimetlerini elden geçirmek..
 

books by technosmile

Kek pişirmek.. Sonra o mis gibi kokan kekin yanına koca bir demlik çay yapmak.. Arkadaşla, anneyle dedikodunun dibine vururken o misleri mideye indirmek..

 pear  cake by androxa

Misafirliğe gitmek.. O an için, o evin en önemli kişisi olmak.. Sizin için özel yapılmış yemekleri yemek, tertemiz mis kokulu çarşaflara uzanmak..

Yeni doğmuş bir bebeği ziyarete gitmek.. Sevmekten korkmak.. Koklamak.. Her davranışına; esnemesine, hapiurmasına, pırtlatmasına bile ölesiye gülmek..

Sabah gözlerini açıp da bütün gece yağan kar yüzünden her tarafın bembeyaz olduğunu görmek.. Sımsıkı giyinip kendini karların üstüne atmak..



 Suitcase and jacket by brokenviolinshop

Yolculuğa çıkmak üzere bavul hazırlamak.. Telaşla oraya buraya koşturmak.. 


Old school days by kwapikwapisz 

Sobası olan bir evde (kaldıysa) sobaya yapışıp oturmak. .Sobanın üstünde çay demlemek, ekmek kızartmak, kestane kebap yapmak..

Hediye almak.. Hediye vermek.. Karşıdaki kişi hediye paketini açarken onun yüzünde oluşacak ifadeyi heyecanla beklemek..


 A young Stranger by Gaya

Deniz kenarında, güneşin altında yatmak..Yatarken düşünmeyi bile bırakmak.. Sıcak dayanılmaz olunca suya atlamak..


Bu liste bitmez.. Ekleyecekleriniz varsa hiç çekinmeyin lütfen.. Çünkü ben duramayacağım belli:))) 

Sonuç mu?? Hayat çok tuhaf.. Bir an göklerdesiniz, sonra bir bakmışsınız son sürat çakılıyorsunuz.. Öyle garip dönemleri oluyor ki "ama abartıyorsun artık sen de be hayat.. Kendine çeki düzen ver" diye sızlanmaktan başka elinizden bir şey gelmiyor.. Yine de, o anlarda bile hayat hala çok güzel.. Güzel gerçekten, görmek lazım sadece.. Tadına varmak bir de her şeye rağmen...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Veda nedir?

Bu yazı dümdüz bir yazı olacak baştan uyarayım.. Ve bir kadın hakkında olacak.. Bildiğiniz gibi anneannem bir süredir yoğun bakımdaydı ve durumu kötüydü.. Bugün kaybettik onu.. 91 yaşındaydı, artık yaşam onun için acılıydı evet ama bu hüzne, acıya engel olmuyor.. Her kayıp gibi canınızı yakıyor.. Ben neden yazıyorum bunları şimdi buraya.. Otur da acını yaşa demelisiniz bana.. Bu da bir yolu değil mi ama?.. 

Haberi aldığımda eve gelmek üzereydim ben.. Girdim içeri, oturdum, ne yapacağımı bilemedim.. Haber verilecek yerlere haber verdim.. Sonra acıktım elbet..Yemek hazırladım, yedim.. Film izlesem dedim, olmadı.. Kitap beni biraz oyaladı.. Gece yarısı oldu işte.. Düşündüm de bu kadın, yani benim anneannem kendisinden bahsedilmesini hakedecek kadar değişik biriydi.. Ve anladım ki bu içimdeki sıkıntıyı ancak paylaşarak atabilirim ben..

Nerden başlamalı acaba?? Benim ona benzerliğimden başlayalım.. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra anladım ki ben karakter olarak anneanneme çok benziyorum.. Çok konuşurdu, hatta bir ortamda insanlara bağırdığına kaç kez şahit oldum: "aaa hep siz mi konuşacaksınız.. Susun da biraz ben anlatayım":) Ben de çok konuşurum.. Anlatacak bir şeyim varsa susturulmam zordur ki anlatacak bir şeylerim hep vardır halihazırda..

Huysuzdu.. Ama çok huysuzdu be:) Mesela ben küçükken beraber oynadığımız bir arkadaşımı kolundan yakalayıp atmıştı evden.. Sevmezdi çocukları çünkü.. Sıkılmıştı bizim oyunumuzdan, dırdırımızdan.. Sonra daha yaşlanınca komşuları bir şeyler getirirdi yesin yaşlı kadın kendi yapamıyordur diye.. Çorba yapmış bir gün bir komşusu.. Tadına bakmış, sonra da kadının kapısına gitmiş "Bu ne böyle bulaşık suyu gibi.. İçmem ben bu çorbayı" diye:)).. Çok eli açıktı aslında.. Ama kafası kızınca verdiği bir şeyi geri isteyebilirdi sizden asla utanmadan.. Aslında bunlar biraz da dobra olmaktan geliyor.. Sırf nezaket olsun diye bir şeye beğendim demezdi, canını sıkan şeyi söylemekten çekinmezdi..

Huysuzumdur ben de.. Ama çok huysuzum beee:) Bilmem birgün onun kadar huysuz olacak mıyım?? Olmam umarım:).. Açık sözlülüğümse bazen tutuyor.. Bazense engelliyorum kendimi.. Öyle zamanlarda uzaklaşıyorum insanlardan olabildiğince..

Başka?? Çok gamsızdı.. Kafasına pek bir şey takmazdı.. Ama sonra gider size önemsiz gelen bir şeye üzülür de üzülürdü.. Ben bunu sonradan geliştirdim.. Canım düşünmek istemeyince, canımı sıkan şeyleri düşünmemeyi öğrendim..

Bahçesi hayatıydı.. Sabahın köründe kalkar tüm çiçeklerini, ağaçlarını, domateslerini, biberlerini vs. tek tek sulardı.. Bahçesinde tek bir çöp bulamazdınız da evi bok götürmüş umrunda olmazdı:)

Böyle delice tutunduğum bir şeyim yok sanıyorum.. Belki sadece kendi dünyam.. Belki bir ona karşı böyle özenliyim de çok sakınıyorum, kimseye geçit vermiyorum..

Anneannem son beş senedir artık kendine bakamadığı için annemle kalıyordu.. O çok sevdiği bahçelerinden uzakta (evinin bahçesi, evinin yakınında küçük bir bahçe ve bir de deniz kenarında bahçesi vardı).. Onun için dört duvar arasında yaşamak korkunçtu.. Televizyon izlemezdi.. Günah falan diye değil (zira çok dindar değildi), sadece düşkün değildi.. Diğer yaşlılar gibi aman örgü öreyim demezdi.. Hele daha sonraları yataktan kalkamaz olduğunda bir odada kaldı.. Çok üzülüyordum o haline.. 8. katta yaşamak ona göre değildi ki..

Ama bizi hep tanıdı.. Beni her gördüğünde "Irmak senin adını ben koydum biliyor musun?" diye sorardı.. Ardından da "susayan ırmak arar, yoktur sevende karar" diye bir Türk Sanat Müziği şarkısını söylemeye başlardı.. 

Şimdi vedalaşırken sanırım bir kez daha teşekkür etmeliyim.. Adımı çok seviyorum çünkü.. Ve biliyorum ben de gevezeyim, huysuzum hatta kavgacıyım ama anneanne umarım senin kadar da olmam yani kusura bakma:)

11 Şubat 2011 Cuma

Where is my mind??..

Durum kötü.. Resmen "error" veriyorum.. Zaten iki gündür bir tuhafım.. Öyle boşluk içinde okula gidiyorum, dönüyorum.. Bugün de her şeyi yanlış yaptım.. Üzerime kloroform döktüm, %100'lük alkol şişesini devirdim.. En beteri örneği kaybettim yaa.. Öyle gayet kendimden emin bir şekilde, sanki bir önceki protokolü uyguluyormuşuz gibi, hooop çöpe.. Aklım nerde benim diye sormalarım bundan hep..

Where is my mind by nemox2001

Bunları programsızlığıma veriyorum.. Ben listelerle yaşayan biriyim.. Hem de abartılı bir biçimde.. Örnek mi? Diyelim evi temizliycem.. Liste yaparım.. Şöyle bir şey:))
  1. Mutfak dolaplarını sil..
  • Üst dolapların içlerini boşalt, sil, yerleştir..
  • Alt dolapların içlerini boşalt, sil, yerleştir..
  • Tezgahı sil..
     2.  Kapılara geç..
     3.  Dolabını düzenle..

Bunun gibi bir şey işte.. Umarım anlatabilmişimdir nasıl takıntılı olduğumu listelere.. Öyle ki eğer bavulumu topluyorsam yaptığım listeye inanamazsınız.. Sonra hepsinin üstü çizilir.. Gönül rahatlığıyla yola çıkılır.. 

Nothing left to do by rubi

Bugünlerde noldu pekii?? Liste yapma işi bırakıldı.. Ne okul/deneyler için, ne de kendi hayatım için liste yapmadım.. Alışverişe bile listesiz gittim (Allah bir daha göstermesin, düşmanımın başına vermesin).. Sonra hep bir eksiklik duygusu.. Bir bunalım, bir dağınıklık.. 

Hemen şimdi kocaman bir liste yapacağım.. İçinde her şey olacak (vitaminini iç gibi..) Yarın da listemdeki işleri teker teker halletmeye başlayacağım.. Sonra pazartesi sabahı huzurla okula gidip oradaki işlerimi de yoluna koyacağım.. Mutlu mutlu olacağım:)) Evet evet aynen öyle olacak:))
    

10 Şubat 2011 Perşembe

Being a PhD..

Geçen Twitter'da doktora yapmanın ne de güzel tarafları var diyordum.. Zaten o da olmasa çekilmez:)) Yine zor bir gündü benim için (ve hasta partnerim için).. Üstelik nereye dokunsam çarpıldım.. Abartmıyorum en az 9-10 kez çarpıldım bugün.. Nasıl stresliysem artık..

Benim Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde doktora yaptığımı biliyorsunuz sanırım.. Sözel bir bölümde doktora yapıyor olmanın tersine her gün laboratuvara gitmenizin şart olduğu bir bölüm bu.. Yani alayım kaynakları evde okuyayım, araştırayım diyemezsiniz.. Yüksek Lisans tezimi yaparken her hafta çarşamba ve perşembe geceleri okulda kalırdım.. Yani çarşamba sabahından cuma akşamına kadar hiçbir yere çıkmadan.. Hatta bazen haftasonuna sarkardı.. Bu aşağıdaki resim o günlerden.. O zamanlar bir arkadaşım çekmiş, bana mail atmış:) Yazmış bir de "istediklerimi yapmazsan bu fotoğrafı her yere dağıtırım" diye.. Bu derece rezil olduğum, berbat bir fotoğrafımı buraya koymaktan çekinmiyorum:))



Pek çok kişi işine doğal olarak süslenip püslenip gider.. Ama eğer labda sabahladıysanız umrunuzda olmaz bu.. Resimde gördüğünüz üzere eşofmanları geçirmişim üstüme:) Ayağımda da terlikler var, göremiyorsunuz.. Ekrandaki grafiklerden tezimi yazmaya çalıştığım anlaşılıyor.. Üstelik hastayım (bknz. nerdeyse bitmiş kağıt mendil paketi)..

Kolay değil.. Daha pek çok zorluğu var.. Gece onda-onbirde eve gitmek ya da sabahlamak olağandır.. Öğle yemeğini kaçırmak olağandır.. Çok hasta da olsanız çalışmak olağandır.. Haftasonu çalışmak olağandır. İstisnasız herkes böyle çalışır bizde.. Kendinden pek çok şey vererek.. Kocasını, çocuğunu, ailesini bırakarak..

Ama bazı anlar var ki, iyi ki bu işi yapıyorum dersiniz.. Mesela kıyafet zorunluluğu yoktur, istediğiniz gibi giyinirsiniz.. Herkes bir parça delidir.. Koridorlarda elinde deney tüpleriyle dans eden, şarkı söyleyen, ıslık çalan tipler görmeniz normaldir, siz de hemen bir yerinden katılırsınız.. Doğum günü kutlamak için bir labda toplanır, halay çeker, yeni öğrendiğiniz apaçi dansını uygulamaya çalışırsınız.. Deney yaparken, hele geceyse son ses müzik açar, bir de bağıra çağıra eşlik edersiniz.. Yanlışlıkla E.coli yutar, amanın ben naptım der ama sonra gülüp geçersiniz.. Jelde DNA görürsünüz mutlu olursunuz, sabah bir bakarsınız bakterileriniz üremiş mutlu olursunuz.. Gün gelir bir çıkmaza girersiniz.. İşler yolunda gitmez.. Oturup tartışabileceğiniz bir dolu kişi bulursunuz..

Evet kolay değil.. Vücudunuz yorulur, kafanız yorulur.. Sevdikleriniz, aileniz de sizle beraber yorulur.. Sitem ederler hatta.. Ama.. Yine de güzeldir:)